17/5/2008
Tarihe düşülen izler... (2)
Daha fazla fotoğraf için resme tıklayınız.
EDİRNE İZLENİMLERİ-2
(Selimiye Cami, Eski Cami ve Yivli Cami)
Edirne’yi anlatmaya başladım önceki yazımda araya birkaç gün girdi ben de anlatacağım diğer mekanları ve Edirne hakkında genel bir değerlendirme yapmayı unuttuğumu hatırladım. Balkan Şehitliği ve Edirne Tabyaları beni çok etkilediğinden önce bu iki tarihi mekana değinmiştim şimdi de sıra diğerlerine geldi.
Öncelikle şehrin simgesi haline gelmiş olan ve Edirne denilince ilk akla gelen, Selimiye Camii ile başlamak istiyorum. Evet, Selimiye Cami, Koca Mimar Sinan’ın, ‘ustalık eseri’ olarak bilinen eseridir.
Geniş ve ferah bir yapıya sahip olan cami hem mimari özellikleri hem de çinileri ile ilgileri üzerine geçmek de olup yerli yabancı pek çok turist çekmektedir. Cami ilk bakışta küçük gözükebilmektedir zira Mimar Sinan sadece ‘Ana Kubbeye’ ağırlık vermiş bu kubbe etrafındaki yarım kubbeleri özellikle küçük tutmuştur. Sebebi kanaatimce Sinan’ın “En büyük arzum” dediği Ayasofya kubbesinden büyük olan kubbebin diğer yarım kubbelerle gölgelenmemesi. Müezzin Mahfili olarak kullanılan yapı elemanın altında ufak bir şadırvan bulunmaktadır. Burasının eskiden ‘Lale Bahçesi’ olduğunu söyleyenler bulunmaktadır. Her ne kadar kapısı kilitli olduğundan girmek nasip olmasa de bana minareye giren birkaç kişi anlattı, duymuşsunuzdur ‘Üç kişinin birden girdiği ve birbirini görmediği o meşhur minare’ işte bu camidedir. Balkan Savaşları esnasında bu camiye de birkaç top güllesi isabet etmiş. Restore çalışmalarında top güllelerinin isabet ettiği yerlerden bir kaçı tarihe şahit olması için bırakılmış bunu birkaç sene evvel bir yazıda okuduğumdan caminin etrafında gezip aradım acaba bir tanesini görebilir miyim diye ve buldum caminin ana kapı girişinden sol tarafta kalan cephesinde yani kıblenin sol cephesinde. Masum insanları katlettikleri yetmiyormuşçasına hastaneleri, okulları ve ibadethaneleri de vurmuşlar acımadan, hiç hedef ayırmadan…
Caminin külliyesi bir hayli büyük. Hemen karşısında bir kapalı çarşı bulunmakta ve çarşının sol tarafında ‘Selimiye Vakıf Müzesi’ müze güzel ve sade bir şekilde döşenmiş ilk dikkatimi çeken odaların kapılarının yüksek olmayışı öyle ki eğilerek giriliyor kapılardan. Bir makalede ‘Eskiden ecdad kibir ve gurur emaresi olmaması ve girilen meclise hürmet için kapıları yüksek yapmazmış ki dışarıdan gelen eğsin başını’ diye anlatılan bu ince düşünce aklıma geldi. Odalar farklı sanat eşyaları sergilenecek şekilde düzenlenmiş. Mesela bir tarafta ‘Ahşap eserler’ bulunurken diğer odada ‘Metal eserler’ veya bir başkasında ‘Çini eserler’ sergilenmekte. Müzenin ortası bir bahçe gibi hazırlanmış, üstü açık ve etrafı cam ile çevrili, arzu eden oturup rahat bir nefes alabiliyor. Açıkcası en fazla ilgiyi de bu bahçenin ev sahipliğini yapan ‘Tavus kuşu’ çekti. İlk defa bu kadar yakından görüyordum bu kuşu gerçekten hoş ve güzel, rengarenk tüylere sahip. İnsanların onunla ilgilendiği fark edince tüylerini kabartıp poz vermeye başladı gerçekten çok ilginçti, o bile ilgi, alakayı fark ediyor ona göre durumunu ayarlıyordu. Cenab-ı Hakk’ın ona bahşettiği o güzelliği temaşa ettiriyordu bizlere.
Müzeden çıktıktan sonra ‘Eski Camii’ye gittik. 1414 yılında Çelebi Mehmet tarafından inşası bitmiş bu caminin 1997 yılında restore etmişler ve gerçekten çok güzel olmuş bu yenileme çalışmaları. Mütevazi ve vakur bir camii içinde hemen her sütunundaki hat yazıları çok güzel olmuş ve camiye çok farklı bir atmosfer katmış. Bu bana Bursa’da bulunan Ulu Camii’yi hatırlatmıştı.
Eski Camii’den çıkıp hemen onun karşısında yolun diğer tarafında bulunan ‘Üç Şerefeli Camii’ ziyaret ettik halk arasında minaresinde desenlerden dolayı ‘Yivli Camii’ olarak da bilinmekteymiş. Henüz restore çalışmaları devam ediyordu burada caminin içindeki çalışmalar hemen hemen bitmiş yazıların üzerinden geçilmesi kalmıştı.
‘Restore edilmeyen vakıf eseri kalmayacaktır’ parolasıyla her yerde bir çalışma bulunmaktaydı.
Yivli Caminin karşısında çok eski olduğu her halinden belli olan yorgun bir halde ama ayakta sağlam bir şekilde duran ‘Sokullu Hamamı’ bulunmakta.
Camileri gezdikten sonra parkta çimlerin üzerine uzanıp börekleri ve dolmaları yiyip, çayları yudumlamakta güzel olmakta J
Şehir turuna bir zamanlar ‘Şifahane’ olan şimdilerde müze olarak kullanılan yapıyla devam edip oradan Balkan Şehitliği’ne ve Edirne Tabya’larına doğru uzadı yolculuğumuz.
Evet, aslında tarihe yapılan bir yolculuktu bu. Bir zamanların ‘Başkenti’ bu mütevazı şehir tarihi sinesinde taşıyordu ve gezip-görmek isteyen herkese bu tarihini anlatmak için hazır bekliyor.

0 yorum yazılmıştır