31/10/2008
"Ben bir fikir hastasıyım"
DÜŞÜNÜYORUM
(Ne ‘COGİTO ERGO SUM’ mu)

Düşünmekten yorulduğum zamanlarda, keşke düşünme yetim olmasaydı diyorum. Akletmesem, umursamasam, ‘boş ver’ebilsem…
Öncelikle şu açıklamayı yapmam gerek bu yazıya başlamadan önce. Ben Müslüman biriyim ve bir dini eğitim (ilahiyat) aldım. Kur’an’ı da okudum hadisleri de… Ama buna rağmen şu haberi nereye koyacağıma karar veremedim.
Haber şu: “Pakistan'ın Karaçi kentinde polis, 4 yaşındaki bir kız çocuğu ile 7 yaşındaki bir erkek çocuğunun evlendirilmesine engel oldu ve bir imamı gözaltına aldı.”
‘İmam Nikahı’ olarak bilinen dini nikaha –bu yukarıda geçen ve tamamen kötü bir niyetle kullanılan, insanların mağdur olduğu, istismar edildiği bir nikaha- kökten karşı olduğumu söylediğimde, aldığım tepki genellikle “Tövbe tövbe”, “Çarpılacan oluuum”, “Bunun için mi okudun sen”, “Sapık”, “Zındık” v.s. v.s. v.s…..
Aklım, hafsalam, zonklayan beynim, çatırdayan belim, vicdanım, dinim, kitabım, Peygamberim…. Hangisinden tutarsam tutayım, nerden bakarsam bakayım, ne şekilde durursam durayım. Bu anlayışı bu tutumu hiçbir yere sığdıramıyorum. Yok yok hiç birinde yerinde yok. Bir karşılığı yok.
Nikahlanıp sokağa atılan kadınları, hiçbir hakkı olmadan susmaya mahkum edilen hanımları, ‘eş’ olduklarını sandıkları kapıda “parya” olan analarımı ve bu arada mağduriyetin pençesindeki çocukları düşündükçe hiçbir yere koyamıyorum bunu, elimde kalıyor. Bırakmak istiyorum elimden rahatsız oluyorum ama nereye koyacağımı bilemiyorum. Çöpe mi atsam diye de az düşünmedim ama bu da olmuyor neden mi? Olmuyor işte, ah bir anlatabilsem…
Adına ne denilirse denilsin, birileri suç işliyor hem de ne suç insanlık suçu. Ve bunu din diye yapıyorlar. Katlanamıyorum buna. Bu nasıl bir izan, nasıl bir anlayış, nasıl bir kavrayış….
Düşünüyorum, düşünüyorum, düşünüyorum…. Uf yine şakaklarım zonklamaya başladı.
Ey sömürgecilik, ey istismarın kapısını açan –adın neyse- sende sınır yok mudur? Duracağın bir yer? Dokunmayacağın bir kavram? Gözün doymayacak mı? Nereye kadar peki, nereye kadar sürecek?
Allah’ım aklıma mukayyed ol. Ya da aklımı al başımdan mı diyeyim? Hangisi daha iyi olurdu acaba?
Karabasan gibi çöktünüz yine üzerime sorular ! göğsümde bir sıkışma var, yanıyor bir şeyler içimde. Su yetiştirin ey… Kimden su isteyeceğim ben? Burası neresi? Nerdeyim?
Siyah-beyaz oldu her şey, hani diğer renklerim, onları kim aldı?
Beyin sancılarım diner-dinmez devam etmeye çalışacağım bu yazıya.
***
Evet, daha dün bu saatlerde “Çocuk istismarından” bahsediyordum kendime ve bir şeyler çıkmıştı kalemimden. Ve tam bunun üstüne bir kezzap yakıcılığında okuduğum haber. O an neler hissettiğimi bilmiyorum ama bu yazı çıkıyor işte elimden şuan. O anın bir yansıması mı bilemiyorum.
Ne için yapılıyordu bu? Para için mi? Mal-mülk için mi? Nüfuz için mi yoksa güç için mi? Belki de şöhret için? Kim bilir? Zaten öğrenmek istemem…
Ellerim titriyor, ruhum üşüyor, beynim çoktan dondu… Hiçbir soğuğun yapamayacağı bu etkiyi yaşadım okuduğum birkaç satırda.
Neler geçmedi ki zihnimden… Ve utandım dinimden, insanlığımdan, Rabbimden, ruhumdan, Peygamberimden, vicdanımdan, benliğimden, dünyadan… utandım çok utandım.
Tam ense kökümde, hani şu saç bitimin orda bir sülük kanımı emiyor sanki. Ve damarlarımdan sıcak kan çekilirken bir üşüme içime doluyor. Ama sonra birden bir ateş basıyor her yanımı. Soğuk soğuk terliyorum.
Cemil Meriç, “Ben bir fikir işçisiyim.” diyordu -hangi kitabında okuduydum ki bunu-. Ben de –haddim olmayarak- “Ben bir fikir hastasıyım” diyorum. İşte az evvel yukarıda sağdığım belirtiler de bu hastalığım emareleri. Evet, teşhis süper oldu. Peki tedavisini bilen var mı?
Son olarak Descartes aklıma geldi ondan bi bahsedeyim istedim, hani şu meşhur sözü var ya neydi ecnebicesi ‘Cogito Ergo Sum’ evet, “Düşünüyorum öyleyse varım” bu nasıl varlık be dostum….


Konu: slm
uzun süredir sesim çıkmıyor ama yazılarını okuyorum haberin olsun..
yazmıyorum.. yazamıyorum.. yazmak istemiyorum... çünkü düşünmek istemiyorum. Ben yazdıkça daha çok düşünmeye başlıyorum ve düşündükçe aklım karışıyor, içim daralıyor..
düşünmekten niye şikayet ediyoruz biz ya da sadece biz mi şikayet ediyoruz.. İnsanların kurduğu düzeni anlamaya çalışmak bu kadar zor mu??? Hayat nasıl bu kadar karmaşıklaşır ki.. bu düzeni kuranlar, devam ettirenler de bizler gibi değil mi.. Ben anlamıyorum Mehmet ama yalnız olmadığımı bilmek biraz daha iyi.
Ben yazmayı bıraktığımda beni yazmaya geri döndüren sendin ama şimdi yine sustum, farkındasındır belki.. Sen ve sweet susmayın olur mu, yazılarınızı okumak güzel...
kendinize iyi bakın. Düşünmeye fazla dalmayın:)
***
Merhaba ziyeretin beni çok ama çok mutlu etti. Yazılarını daha doğrusu yeni yazılarını merakla bekliyorum sık sık girip bakıyorum yazı yok ama olsun bir gün o yazı yine çıkacaktır saklandığı yerden. Düşünmekten çok muzdaribim :D ama onsuzda yapamıyorum. Hemşerim herşeyi bırak ama ne olursa olsun kendini bırakma, umudun elini bırakma...Sevgilerin en beyazı seninle olsun...
Düzenleyen istanbulsivas gün: 5/11/2008 saat: 19:01
Bağlantı »
Konu: ...
Düşünmek zaten benim gözümde hiçbir zaman yükseklerde yer almamıştı.
Utanmıştım düşünüyor olmaktan.
Birileri yüceltmiş bizi, hayvandan(!) ayırmıştı.
İyi de ayrılıp ne olmuştuk.
Savaşlar, yalanlar, daha konuşmayı öğrenememiş çocuklara yapılanlar...
Bütün bunları düşünebildiğimiz için yapmış ve yücelmiştik!!!
Şimdi yine düşünüyorum da; düşünmemeliyim. düşünmemeliyiz...
Kediden, köpekten ayrılmamalıyız.
Eğer varlığımızı belli edecek o şey düşünceyse,
Toplum olarak yok olmalıyız...
***
düşünmekten muzdarip olan bir ben değilim...
canım kardeşim ziyaretin için çok teşekkür ederim :)
Düzenleyen istanbulsivas gün: 1/11/2008 saat: 21:45
Bağlantı »