24/5/2008
Bir an'lık... (ne... gün'lük oluyorda an'lık neden o

Bak dostum ‘Beyaz kağıt’ baştan söyleyeyim beni durdurma. Nasıl durduracaksın ki zaten. ‘Dur yazma üstüme artık yazı taşıyamıyorum yazdıklarını’ mı diyeceksin? Laf işte benim ki.
Neyse meseleye zırvalayarak girdiğimden anlamışsındır zaten. Zırva, evet zırva gecesi olacak bu gece. Yok yok uzun bir gece olmaz sabaha erken kalkmam gerek.
‘Ne diyecek manyak diyorsun’ di mi içinden… İçimdekiler orda kalmaya mahkum çıkmayacaklar gün yüzüne hep karanlık dehlizlerde, toz içindeki kilitli sandukalarda bekleyecekler. Neden mi çıkamazlar anahtarları yok…
Kilitledim ve attım anahtarlarını… Nereye attığımı merak mı edersin… Göz yaşlarından oluşturduğum ve içinde koyu karanlıklar bulunan tehlikeli bir denize…
Fark ettin mi her cümleden sonra satır başı yapıyorum. Lisedeki edebiyat öğretmenim görse kızardı kesin. Aman kime ne kural tanımazların kural koyduğu, hukuksuzlukların hukuk telakki edildiği bir memlekette, en adil olacak kurumlardaki bozulmaları görerek büyüdüm. Hiç girme bu meselelere bırak kalsın.
Ne anlatacağımı unutturuyordun bana nerdeyse. Bak seninle tanıdık bir şeyleri konuşacağım. ‘Yalnız kalma’…
Evet, tanıdın bunu. Şimdi uzun zaman sonra neden yine ve yeniden yalnızlıktan dem vurmaya başlıyorum.
Bak şimdi bir arkadaşımla görüştüm yakın zamanda. ‘Bunaldım, kafam çok karışık’ diye başlayan ve sıkıntıları konu alan ufak bir konuşma yaptık. Konuştukça rahatladı dostum evet o rahatladı ama ben, ben… Neyse beni bırakalım.. haklısın elimize alsak elimizde kalır zaten. Sen iyisin bugün espri felan…
Arkadaşım konuştukça asıl meselenin ve bunaltıcı durumun yalnız kalmak olduğunu anladım. Evet, (şu evetle başlayan cümleler bir hastalık gibi yapıştı yakama kurtulamıyorum) yalnız kalmanın, kimseyle konuşup derdini anlatamamanın verdiği içine atma refleksif tutumu (vay be ne cümle ama J) neticesince şişmiş, kabarmış yüreği ve dar gelmeye başlamış kafes çeperine. İyi de kardeşim madem arkadaşsınız sen neden dinlemiyorsun adamı demeden ben aramızda kilometre taşları olduğunu ve telefonla dert dinlemenin en fazla … neyse o benzetmeyi yapmayacağım vazgeçtim. Çok işe yaramıyor telefon ayrıca ben derdini dinlesem de derman olamıyorum. Bana anlatınca konuşmanın verdiği rahatlıkla biraz hafifliyor ama o kadar işte. Hem ‘kelin ilacı olsa…’ bak bu lafın gelişi kel felan değilim.
Fark edilmek midir bu? Belki, olabilir. Ama hiç far edilmemek zor oluyor, insanı oyuyor bu düşünce, kemiriyor ve şeytana teslim ediyor. Sadece bir merhaba ya da hatır sorma, sadece unutulmadığını hissettirecek küçük bir ilgi, hepsi o kadar. Belki ufak bir vefa gösterilmesi. Aman neyse neyse işte…
Yalnız kalmak insanı yalnızlaştırdığı gibi yabancılaştırır ve yavaş yavaş uzaklaşır yakın bildiklerin bile. En iyi bildiği yerlerde bile ‘garip’ kalır gurbet yaşar. Çevresinde her şey ona yabancıdır, ne bir el vardır ona uzanan ne bir omuz yaslanılacak. Bir tanıdık ses, sıcak bir gülümseme, bir merhaba yoktur. Eski silueti kaybolmuştur tabloların. O sürekli adımladığı sokaklar eğreti durur artık gözünde. Ne oraya aittir ne de oradan ayrılabilir. Ayrılsan da zaten peşinden gelir.
Evet, yine de sabır dedim dostuma 'sabır dostum' zor bir kelimeydi sabır söylenilmesinde zorluk 'Hayırlısı olsun' temennisiyle hafifletilmeye çalışılır ve Hakk'a teslim olunur.
Yakın olmak gerekmezdi anladım bunu da. Mesafeler sadece zahirde olur batında mesafe yoktur. Senin derdini gördüm dostum bende o dertle dertlendim ve ikimiz bir yürek olup yöneldik 'ulu dergaha' derman orda biliyorum.
Sen susma dostum, sen konuş konuşmanın hafifliğine de kapılma susmanın yalnızlığına kaçma.
Yine ordan burdan bazı düşünceler karıştı kelimeler yine şaştı. Sen ne anlatmak istediğimi anladın dostum sen beni anlarsın ben de seni zaten...
Yılma ve yıkılma dostum bazen yalnızlık hissi ağır bassa da, yabancılaştırsa da bizi çevremize ve kimse arayıp sormasa da yalnız değilim dostum. Ben sana yakınım sen de bana.. Ve O herikimize yakın...

0 yorum yazılmıştır