14/6/2008
Gece karanlık...
Bir garip akşam üstü kaydı bütün yıldızlar. Gökyüzü karardı, simsiyah bir gece kapattı tüm semayı. Bu karanlığa meydan okuyan sadece zayıf gövdesi üzerinde duran, metal ayaklı bir 'sokak lambası'ydı. Karanlığa inat aydınlatmak istiyordu ama boynu büküktü, çünkü onun aydınlığı sadece dibine düşüyordu...
Hüzünlendi bu sokak labması, aydınlatamıyordu ya her tarafı, yıldızlara seslendi bir ışık saçın diye, nur saç etrafa dedi hep tanıdığı o parlak Ay'a...
Gecenin karanlığa meydan okurken bu sokak lambası kokrmamıştı ama yalnızlığın karanlığı eğdirmişti boynunu işte...
Sabaha kadar beklemişti amma ne ses vardı ne de bir ışık hüzmesi, tam takati tükenmekteydi ki tüm ihtişamıyla 'Güneş' doğmuştu üzerine...
Sevindi, karanlık dağılırken yavaş yavaş o da bir sonraki geceye kadar güneşe bırakmıştı karanlıkları aydınlatma işini.
Evet, 'Güneş' yahut 'Ay' olam
ayız hatta yıldızlar gibi de ışık saçamayız belki, ama bir "Sokak lambası" kadar cesur olmayız karanlıklara karşı, karanlık tm dehşetiyle ve en zifiri haliyle de gelse üzerimize, yalnız ve kimsesizde kalsak, son takatimize kadar güneşin doğuşunu beklemeliyiz. Unutmamak gerekir ki "Gecenin en karanlığında sabahın aydınlığı saklıdır"
Evet, güneşini bekleyen sokak lambası sen yalnız değilsin artık...

Konu: çok güzel
harika bir yazıydı tebrik ederim hemşehrim.
Bana da yanınızda yer var mı? :)
***
olmaz mı tabi gel hemen :))
Düzenleyen istanbulsivas gün: 15/7/2008 saat: 21:59
Bağlantı »