8/5/2008
Gerçek, hayal yoksa rüya...(2)
BİR HAYAL GEÇTİ ÜZERİMDEN-2
(Gecenin içinde)
Ardımdan bakan bir çift yaşlı gözün sahibi o şirin Beyza idi. Sanırım bu aklımın bana oynadığı oyun sürecek gibiydi.
Daha bir öncekinin gerçek mi yoksa hayal mi olduğunu düşünürken. Yine perde aralandı ve küçük Beyza, tüm masumiyetiyle çıktı karşıma.
Karakolun kapısından çıkmış merdivenleri iniyordum. Ayaklarım sanki gerisin geriye gidiyordu. Bir defa dönüp bakmıştım arkama ve yürümeye devam etmiştim ondan. Arkamı dönmüş yürüyordum ancak ardımda bir çift yaşlı gözün beni izlediğini hissediyor ve için için dönmek istiyordum.
Sebebi anlayamadığım bir şekilde bağlanmıştım ona. Bunun adına ne denilirdi bilemiyorum okuduğum kitaplardan buna karşılık gelecek bir şey hatırlamıyordum.
Öylesine sıcak sarılmıştı ki o küçük masum Beyza, ondan ayrılırken bir yanım kopup kalmıştı onun yanında.
Tüm bu olanlar nasıl açıklanabilir di? ‘Büyük lokma ye ama büyük laf konuşma’… Neydi bu şimdi, bu söz neden bir sağa bir sola çarparak yalpalanıyordu zihnimde ?
Yürüyerek uzaklaştım oradan. Bir sis bulutu ya da toz bulutu gibi bir şey etrafımı sarmalamıştı. Hakikatten uzaklaşıp, gerçekten soyutlaşıp bir bilinmeyene ilerliyordum sanki…
Ama bu nasıl olabilirdi? Arkamda bıraktığım bir hayal değil miydi? Bu ne yaman bir oyundu zihnimin bana oynadığı?
Ben gerçekten, hayale doğru giderken arkada bana baktığını hissettiğim o gözleri hala hissetmekteydim. Onlar ardımda değil yüreğimdeydi ve sürekli benimleydi sanki…
Durup dönmek istedim. Koşarak geldiğim yere varmak ve öğrenmek istedim neler olup bittiğini..
Ama bu kolay olmayacaktı belliydi. Zira o meçhul bulut tüm etrafımı sarmıştı ve en ne tarafa gideceğimi bilmeden dönüyor ve daireler çiziyordum kendi etrafımda.
Yok, eğer bu rüyaysa şuan kabusa doğru ilerlemekteydim. Yinede yerinde durmak insana mesafe kat ettirmez diyerek yüreğimin bana söylediği yöne yöneldim ve yürümeye başladım.
Yürüyordum, sadece yürüyordum. Artık bütün yönler silinmişti. Bütün cihetler…. Adımlarım birbiri ardına devam ediyordu ancak ben peş peşe giden iki adımımı bile takip edemiyordum.
Evet, rüya ya da hayal gibi bir durumdu bu. Bir rüya da ilerliyordum ya da bir hayale doğru gitmekteydim bilmiyorum. Bildiğim tek şey meçhule adım adım sürüklendiğimdi.
Artık korkmaya başlamıştım ki, hafif hafif sis dağılmaya başladı. Belli belirirsiz karartılar görüyordum.
Yürümeye devam ettikçe daha da netleşiyordu. Ancak içimdeki korku azalmamıştı çünkü nerede olduğumu bilmiyordum. Korkuyordum buralara yabancıydım, korkuyordum çünkü artık geriye dönemeyecektim ve korkuyordum bir daha küçük Beyza’mı göremeyecektim…
Tam bu korkularım içinde bir ses ilişti kulağıma. Güçsüz ama direnen, çaresiz ancak huzur veren, yitik lakin sıcak…
O yöne doğru ilerledim. El yordamıyla yön bulmaya çalışıyor idim. Hatta yön bulmak bile değil yön çizmeye çalışıyordum sanki
Ve birden o küçük elleriyle dokundu bana. Şaşkınlıktan ve heyecandan bir çığlık attığım ki korkacak olmalı. Ağlamaya başladı. Eğildim, çömeldim yanına yanaklarına süzülen yaşları silerken o bana yine ‘Baba’ deyiverdi ardından sarıldı boynuma. Sıkıca, sımsıkı… İçten, samimi… Riyasız, gösterişsiz… Tıpkı bir evladın babasına sarıldığı gibi…
Bu olup bitenlerin bir manası var mıydı? Hangi manayı kaybetmiştim de arıyordum ben? Tüm bunlar gerçek miydi? Döndü durdu bunla zihnimde.
Sıcak bir his kaplamıştı içimi. Tam şuramda, yüreğimin kalbimin üzerinde bir kalp daha çarpıyordu sanki. Minik ama sevgi dolu bir kalp…
Sıkıca sarıldım ben de ona hiç bırakmamacasına. Sarıldım, sevgisini ve özlemini paylaşmak istercesine.
‘Yemeğini bitirdiysen kaldırayım sofrayı abi’ kız kardeşimin sesiydi bu. Ve ben sofranın başında oturmaktaydım. ‘Ne zamandan beri burdayım’ dedim kısık bir ses tonuyla kendime. ‘Efendim bana mı dedin abi?’ sorusuna yok dercesine başımı iki yana sallayıp kalktım masanın başından. Bu bir akıl zafiyeti miydi? Ne olmaktaydı bana? Tüm bunların bir açıklaması var mıydı?
‘Oğlum pazartesi bizimle Selimiye’ye gelecek misin, bak son bi şey söyle ona göre gelmiceksen birini ayarlayalım yerine?’ sorusunu yöneltince annem bana ‘Bi bakayım’ dedim sadece. Neye ya da nereye bakacaktım ki?
8 Mayıs
03:00
Bir gecenin içinde oluverdi ...

0 yorum yazılmıştır