16/9/2008
Tarihe düşülen izler... (3)
O çok istediğim ve görmeyi en fazla arzuladığım yeri, bir destan yazılan ve dört düvele meydan okunan o Tarihi Yarım Adayı gördüm. Birkaç hafta önce Çanakkale’ye gittim. Yol boyunca heyecan içinde bir an önce otobüsün o beldeye girmesini bekledim. Sabah güneşin ilk ışıklarıyla “Seddü’l Bahir Kalesi1inden içeri girdik ve bizi ilk olarak “Seyid Onbaşı” adına dikilen o eser karşıladı bizleri. ‘Yenilmez Armada’nın en önemli gemilerinden olan Fransız gemisi Bouvet ‘Nusret’in gece boyunca dizdiği mayınlardan birine çarpmış ve yan yatmıştır daha sonra bu gemideki mürettebatı kurtarmak için yaklaşan ve elindeki tüm ateş kusan makineleri tabyalara çeviren İngiliz Ocean gözükür. İşte bu acımasız ve duygusuz makine yığını Mecidiye Tabyalarında görev alan Seyid Onbaşı’nında içinde olduğu birliği vurur. Seyit Ali Onbaşı toprakları üzerinden silkeledikten sonra 257 kiloluk bombayı sırtlar ve topa yerleştirir göz kararıyla gemiyi seçer ve ateşler, işte olmazlar olur ve yenilmez denilen donanma en ağır darbeyi alır Ocean dümeninden vurulmuştur ve kontrolden çıkan gemi kendi etrafında dönmeye başlar bu sırada da kendine yakın gemilere de çarparak onlara da zarar verir. İşte bu atış ‘Deniz Harekatı’nı bitiren bir yumruk olmuştur. Rehberimiz anlatmaya devam eder. Seyit Ali’ye ödül verilmek istenir ancak kendisi hiçbir ödülü kabul etmez, sadece tayındaki yarım ekmek hakkının bir ekmeğe çıkarılmasını ister. Ancak silah arkadaşları yarım ekmek yerken bir ekmek yemeyi içine sindiremez ve daha ilk günden vazgeçer bundan üstlerine durumu anlatır bunun üzerine kendisine 2Onbaşı’ rütbesi verilir. Seyid Ali bu sefer bunu şerefle kabul eder. Gezimize aslında yanlış yerden başlamıştık. Rehber bulamadığımızdan dolayı ilk başta. Kahvaltı yapmak için tekrar Gelibolu’ya döndük, kahvaltılarımızı yaptıktan sonra rehberimizi alıp yolumuza devam ettik. (Yukarıdaki anlattıklarımda rehberimizi arabaya aldıktan sonra onun söylediklerinden bazı bölümlerde vardır.) İlk olarak, Namazgâh Tabyası adı Sultan II. Abdulhamit tarafından yapılan tabyaları gezdik. Buraya namazgâh Tabyası denilmesinin sebebi diğer tabyalara göre düz ve geniş bir mekana yayıldığından dolayı Bayram ve Cuma namazları buralarda kılınırmış işte bu sebepten dolayı bu isimle anılmaktadır. Burada tabyalardan biri büyük bir darbe almış, bu bölüm camekan ile kapatılarak o günlerde yaşanılan o ağır savaş günlerini hatırlatması için bırakılmış. Tabyaların içinde maketlerle canlandırma yapılmış, yatakhaneler, dinlenme odaları, kiler, silah depoları….v.b.. Daha sonra ‘Seyit Onbaşı’nın Ocean’a o demir yumruğu vurduğu mekana geçtik. O yoldan devam ederek, ‘Şahindere Şehitliği’ne ulaştık. Asker başlığı şeklindeki anıt mezarıyla dikkat çekici bir mekandı burası da... Ve işte o devasa anıt “Çanakkale Şehitler Abidesi”. Dört ayak üzerine yapılan bu eser uzaktan bakıldığında sadece üç ayağı görülmektedir. Rehberimiz bu durumu anlatırken. Dört ayağın o zamanlar Osmanlı’ya saldıran dört düveli temsil etmektedir, üç ayak görülmesi ise bu savaşta kahramanca mücadele eden ‘Mehmetçiği’ temsil ettiği söyledi. Ayrıca bu mekanda ‘Temsili Kabirler’ bulunmaktadır. Bu mezarların arasından geçerken insan duygularına hakim olamıyor. Daha 13-14 yaşlarındaki tazecik gençler toprağa düşmüşler. Rehberimiz bu ‘Anıt Mezarlık’ta savaşta şehit olan tüm askerlerin isimlerinin tespit edilerek temsili olmaktan ziyade gerçeğe yakın olması için çalışmaların sürdüğünü söyledi. Burada bir de ‘Meçhul Asker’ adına yapılan bir kabir bulunmaktadır. Bu asker neden ‘Meçhul Asker’ savaş yıllarında bir Anzak askeri tarafından kafası kesilerek götürülmüş, yıllar sonra bu durumdan haberdar olan TBMM bir heyet göndererek bu askerimizin kesilen bu başını oradan aldırarak yine ait olduğu topraklara defnetmiştir. Tabyaları gezmeye devam ettik ardından ‘Yahya Çavuş Şehitliği’ne Ezine Yahya Çavuş ve emrindeki 67 askerleri burada kahramanca savaşarak şehit olmuşlardı. Bu öyle bir kahramanlıktı düşman kuvvetleri bir tümenle savaştığını sanmışlardı ama sabah olunca Yaya Çavuş ve 62 askerin şehit olduğunu gördüklerinde hayretler içinde kalmışlardı. Beni en fazla etkileyen yerlerden biride ’57. Alay’ adına yapılan “57. Alay Şehitliği’ne geçtik. Bir gün bir hocam şunları söylemişti 57. Alay için “Onlar tam 628 kişiydi... Hepsi şehit oldu, Türkiye kurtuldu...” Mustafa Kemal Atatürk’ün “ Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında, yerimize başka kuvvetler ve komutanlar kaim olabilir.” Diyerek askere süngü takmayı emrettiği 261 rakımlı bir tepe burası. Conk Bayırı, Morta Koyu, Anafartalar, Kanlı Sırt, Ertuğrul Koyu, Teke Koyu ve diğerleri hepsini yakından görmek mümkün olmadı belki ama yaşadığım duygu sağanağı kelimelerle anlatılacak gibi değil. Rehberin anlattıklarında çoğu zaman duygulandım. Hele şu sözler var ki “…o zamanlar yaralılara sakinleştirici ya da anestesi uygulanamıyordu zira malzemeleri yoktu. Yaralı askerler bayıltılmadan ameliyat ediliyordu öyleki bazı asker dişlerini sıkmaktan dişleri kırılır dökülürdü bundan dolayı keten sarılı odun parçaları ısırtılırdı askerlere yine böyle bir ameliyat sonrasında yaralı Mehmetçiğin iki-üç dişi sopaya saplanmıştı…” daha neler yoktu ki anlatılanlarda günlük verilen yemekler ve o ağır bombardımana karşı direnmek…. Her adımımda o tarihi dokuyu hissetmeye İstiklal Şairimiz Mehmet Âkif’in dediği şu satırları duyarak yürümeye çalıştım “Batığın yerleri toprak diyerek geçme tanı, Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı, Sen şehit oğlusun incitme yazıktır atanı, Verme dünyaları aslanda bu cennet vatanı.” Evet, Çanakkale için söylenecek tüm sözler eksik kalacaktır… Tarihi yapısının ve duygu yüklü atmosferinin dışında çok muhteşem bir doğal güzelliğe de sahip bir yer burası. Zira başını çevirdiğinde kah Marmara Denizi, kah Ege Denizi, kah Çanakkale Boğazının muhteşem güzelliği sizleri selamlamaktadır. Gidip görmeyenlere tavsiye edeceğim bir yerdir burası. Ajandanızın en başına “Ben bir gün Çanakkale’ye gideceğim!” diye yazın. Ben öyle yapmıştım...
ÇANAKKALE İZLENİMLERİ


0 yorum yazılmıştır